Hocamız hakkında basında yer alan Haberler


 

 

 

Van Gölü'nün Yeni Marifeti
Van - ZAMAN 28.09.2000

Prof. Dr. Suner, yumurtanın bir yıl süreyle Van Gölü’nde muhafaza edilebileceğini ispatladıklarını belirterek, 'Pahalı depolara gerek yok.' dedi. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersural Suner, yumurtanın uzun süreli muhafaza edilmesi ile ilgili bir yıl önce başlatılan çalışmanın tamamlandığını söyledi. Prof. Dr. Suner, çok nazik olan bıldırcın yumurtasını herhangi bir işlem yapmadan Van Gölü'ne bıraktıklarını, bir yıl sonra çıkarılan yumurtanın hiçbir özelliğini kaybetmediğini belirtti. Sözkonusu yumurtaları basın mensupları ile yiyen Suner, şunları söyledi: “Ülkemizin birçok bölgesinde ihtiyaç fazlası yumurtalar günü geçtikten sonra özelliğini kaybetmekte ve atılmaktadır. Bazen de bunların muhafaza edilmesi için büyük paralar harcanarak soğuk hava depoları yapılmaktadır. Bizim yaptığımız araştırmada böyle pahalı işlemelere ihtiyaç yoktur. Hangi cins yumurta olursa olsun, bez torba veya sepetlere doldurulduktan sonra Van Gölü’ne bırakılabilir. Bu yumurtalar bir yıl sonra çıkarıldığı zaman ilk günkü tazelik ve güzelliğini korumaktadır. Yumurtalar belki 2 yıl bile hiç özelliğini kaybetmeden muhafaza edilebilir. Bunun sebebi, Van Gölü suyunun içerdiği madeni tuzlardır. ”
Mustafa Ali BAYRAK / Van ZAMAN

Yüzüncü yıl Üniversitesi'nde uygulamalı balıkçılık dersi

VAN POSTASI Gazetesi, Sayı: 1284

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersural Suner, Gıda Mühendisliği Bölümü Öğrencilerini Van Gölü'ne götürerek, balık avlamayı öğretti. Prof. Dr. Ersural Suner, "Gördüğü eğitimi pratikte uygulamayan öğrencilerin çalışma hayatında başarılı olması beklenemez" dedi.
       Gıda Mühendisliği Bölümü'nün 4'ü kız 7 öğrencisi, Prof. Dr. Ersural Suner ile birlikte Van Gölü'ne açılarak balık avladılar. Öğrenciler balık tutmanın zor olduğunu, ancak gördükleri derslerin pratiğini yapmaktan mutluluk duyduklarını söylediler.

Prof. Dr. Ersural Suner ise öğrencilerin sadece teorik bilgilerle yetişmesinin yanlışlığına dikkati çekerek, öğrencilere gruplar halinde pratik eğitim verildiğini belirtti.

Suner, "Özellikle işin yabancısı olan kız öğrencilere balık tutmayı uygulamalı olarak öğretiyoruz. Ülkemizde masabaşı memurlar yaygınlaştı. Bir gıda mühendisinin balığın avlanmasını, temizlenmesini pratikte öğrenmesi gerekir" diye konuştu.

Buzlanmaya karşı Van Gölü suyu
Hürriyet Gazetesi 09.01.1998

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersural Suner, havameydanı ve yollardaki buzlanmaya karşı donmayı önleyici maddeler içeren Van Gölü suyunun dökülmesini önerdi.
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/1998/01/09/23606.asp

Van Gölü suyu birçok hastalığa şifa
 VAN POSTASI Gazetesi, Sayı:12821

Bugüne kadar Türkiye ve dünya gündemine çok değişik konularda girmeyi başaran Van Gölü, şimdi de çok sayıda hastalıklara deva olması ile adından söz ettiriyor.

30 yıldan beri Van Gölü'nde araştırma ve deneyler yapan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Gıda Bilimleri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr.Ersural Suner, Van Gölü suyunun insan vücudundaki çeşitli yara, egzema ve mantar türü hastalıkları iyileştirdiği gibi sinüzit hastalığına da kesin çözüm getirdiğini açıkladı.

Hergün yeni bir yararı ortaya çıkan Van Gölü'nün en büyük özelliklerinden birisi de cildi güzelleştirmesi.

Bayanların düzenli olarak Van Gölü'nde banyo yapmaları halinde, güzelleştiklerini ve doğal epilasyon sağladığını belirten Prof.Dr.Ersural Suner, "Van Gölü'nde 21 kez banyo yapan bayanların cilt problemleri kalmaz" dedi.

Prof.Dr.Suner, Van Gölü'nün başlı başına bir potansiyel olduğunu ve hergün yeni bir özelliğinin ortaya çıktığını söyledi. Şimdiye kadar yara, egzema, mantar gibi hastalıklara iyi gelmesinin yanısıra Van Gölü suyunun tavuklara içirilmesi ile verimi artırdığı tespit edilmişti.

Yaptıkları araştırma ve deneyler sonucunda Van Gölü suyunun sinüzit hastalığına kesin çözüm olduğunu belirten Prof.Dr.Ersural Suner, eczanelerde satılan serum fizyolojik gibi burun damlalarından çok daha etkili olduğunu söyleyerek, "Sinüzit hastalığına yakalanan 300 kişi üzerinde yaptığımız denemeler sonucunda Van Gölü suyunun kesin bir çözüm olduğunu tesbit ettik. İlk denek olarak da kendim kullandım. Çok rahat nefes almayı sağlıyor. Diğer ilaçların bağışıklık yapma gibi bir durumu var. Ancak, Van Gölü suyunda bu risk de yoktur. Herkese tavsiye ediyorum. Değişik yaş gruplarında denekler üzerinde yaptığımız çalışmalarla kesin bir çözüm oluşturduğunu tespit etmiş durumdayız" dedi.

İçerdiği maddelerden dolayı suyu özel bir karışım olan Van Gölü'nün yöre insanı için büyük bir potansiyel olduğunu belirten Prof.Dr.Suner, mikropları yok etmekte göl suyunun kullanılabileceğini söyledi. Özellikle bölgedeki belediyelerin mikroplarla mücadeleye milyarlarca lira harcadığını da ifade eden Prof.Dr.Suner sözlerini şöyle tamamladı; "Sodalı olan göl suyu, mikropları öldürür ve kokuyu giderir.Belediyeler foseptik çukurları ve çöplükleri ilaçlamak yerine masrafsız olan göl suyunu kullanabilirler."

D
ünya damında bir deniz
* Van Postası Gazetesi, Sayı :12821

Bayram BOZYEL

Tanrının, dünyayı yaratırken bir ikiliye özel bir itina gösterdiğinden zerre kadar kuşkum yok. Doğa incisi bu ikili, Van Denizi ve Süphan Dağı'ndan başka bir şey değil. Önce denizden başlayayım.

Bakmayın resmi dilde ona Van Gölü denildiğine, aslında o gerçek anlamda bir denizdir, ve Kürtçede o, Behra Wané yani deniz olarak anılır.

Van Denizi'nin neresinden başlasam, bilmem ki.

Van Denizi'nin bende hayranlık uyandıran en ilginç yanı onun deniz yüzeyinden 1645 metre yüksekte oluşudur. Yani o, dünya damında bir denizdir. Siz Van Denizi'nde yüzerken, bütün diğer dünya denizlerinde insanlar sizden 1645 metre daha aşağı bir seviyede yüzerler. Kendini Van Denizi'nin koynuna bırakarak süzülen biri, güneşe ve göğe, bütün dünya denizlerindeki insanlardan daha yakındır. Bunu düşünmek bile tek başına insanda farklı bir duygu yaratmaz mı?.

Yaşar Kemal, Van Denizi'nin dünyanın en mavi denizi olduğunu söylemekle yerden göğe kadar haklıdır. Bir volkanik deniz olan Van Denizi, durgun havalardaki kıpır kıpır yüzeyi, kendine has o engin ve sakin maviliğiyle insana derin bir huzur verir.

Öte yandan Van Denizi, serinlemek için bulunmaz bir nimet. Çevresindeki yüksek dağlarda dört mevsim eksik olmayan karların erimesiyle beslenen Van Denizi oldukça serindir. Ama insan bir girdikten sonra hemen o serinliğine alışır.

Daha bitmedi.

İçerdiği maddelerden dolayı özel bir karışım oluşturan Van Denizi suyunun, ayrıca sağlığa şifalı olduğunu biliyor muydunuz? Örneğin Van Denizi'nin dünyanın en sodalı ve tuzlu (tuzluluk % 0, 19) iç denizi olduğunu duydunuz mu?

Yapılan araştırmalar, Van Deniz suyunun insan vücudundaki çeşitli yara, egzama ve mantar türü hastalıkları iyileştirdiğini, sinüzit hastalığına da kesin çözüm getirdiğini gösteriyor. Suyunun her gün yeni bir yararı ortaya çıkan Van Denizi'nin en büyük özelliklerinden birisi de cildi güzelleştirmesi.

Bayanların düzenli olarak Van Denizi'nde banyo yapmaları halinde, güzelleştiklerini ve doğal epilasyon sağladığını belirten Prof. Dr. Ersural Suner, "Van Denizi'nde 21 kez banyo yapan bayanların cilt problemleri kalmaz" demekte.*

Öte yandan çevresi karadan 430 km olan Van Denizi'nin etrafı bir kuş cenneti ve dinlenme alanıdır. Doğusunda Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adında dört ada bulunur. Bunlardan Akdamar tarihi manastırı ve söylenceleriyle ünlüdür.

İnci Kefali ise sodalı özelliğinden dolayı Van Denizi'nde yaşayabilen tek balık türüdür (canavarı saymıyorum tabi!). Oldukça lezzetli bir balık türü olan İnci kefal halk içinde Van Balığı olarak bilinir. İlginç bir pişirilme yöntemi var. İçi çıkartılmadan tandıra ve fırına verilen bu balığı ilkin biraz çekinerek yemiştim. Sonradan ise onu fena halde sevmeye başladım.

Bana sorarsanız, Van Denizi Süphan Dağı ile bir ikiz oluştururlar. Biri olmadan diğeri eksik kalır sanki. Süphan oturmuş, Deniz ise onun dizinde uzanmış gibidir ve bu bilmem kaç bin yıldan beri böyledir. Kişi olarak bu ikiliyi Güneyden seyretmeye bayılırım hep. Önünüzde masmavi bir deniz ve hemen onun bittiği noktada göğe dayanmış Süphan Dağı. Van Denizi bende görülmemiş bir dinginlik hissi, Süphan Dağı ise derin bir hayranlık uyandırır. Bu, büyük ve yüksek olanın yarattığı bir saygınlık duygusudur aynı zamanda.

Öte yandan, Süphan Dağı'nı izlerken içimde acıyla karışık bir duygu depreşir, daha çocukluğumdan beri yüzlerce kez dinlediğim Siyamend u Xecé'nin hüznüdür belki, bilemem. Esasen Bingöl ve Muş'tan itibaren bütün bu serhat bölgesi bana müthiş bir yalnızlık ve hüzün çağrıştırır, neyse, o konuya belki dönerim bir gün.

Diyarbakır veya Muş üzerinden Rahvan Ovası'na ulaştığınızda ilk önce bütün o heybetiyle Süphan Dağı görünür ve sonra yavaş yavaş Van Denizi belirir. Tatvan'da iken insan kendisini Süphan'a en yakın noktada his eder. Sonra Denizi'n güneyinden Van'a doğru yol aldıkça Süphan da sizinle birlikte yol alır sanki. Mesela Reşadiye'de kendinizi Süphan'a daha da yaklaşmış hissedersiniz. Sonra, dolambaçlı yollarda bir süre Süphan kaybolur ve Akdamar'a ulaştığınızda bir de bakarsınız ki Süphan bir de oradadır ve hatta daha da yakındır. Süphan Dağı'na bu yakınlık Van'da da böyledir, Muradiye dolaylarında da. Esas olan şu ki, Süphan Dağı Deniz'in güney çevresinin her noktası ile neredeyse eşit uzaklıktadır ve söz konusu yanılsamanın nedeni de budur.

Bir gün, yağmurlu bir havadan sonra ilginç bir şey yaşadım. Edremit dolaylarından bakınca bir de ne göreyim; Süphan Dağı o kadar net ve yalın, o kadar berrak ve yakın görünüyordu ki, elimi uzatsam dokunacak kadar sokulmuştu bana. Resmen şaşırıp kalmıştım. Bu manzara, kesinlikle dünyanın en güzel harikası olmalıydı. Sonra arkadaşlar anlattılar; yağmur yağdıktan sonra havadaki nem oranı nerdeyse sıfır dereceye iniyormuş, görüş netliğinin nedeni ise buymuş meğer.
Bu hikaye devam eder...
http://www.demanu.com.tr/arsiv/31_07_2003_57sy/niv_12_bbozyel.htm

 

 

 

 
   

Designed by AkareSoft